Organik Tarım ve Biyoçeşitlilik

Biyolojik Çeşitlilik
Organik tarım, tarımsal uygulamalardaki yoğunlaşmanın getirdiği çevre, insan ve hayvan sağlığı sorunlarına çözüm olarak ortaya çıkmış ve günümüzde Avrupa ülkeleri başta olmak üzere giderek artan bir Pazar değerine ulaşmıştır. Organik tarımın ekolojik, ekonomik ve sosyal ilkeleri doğrultusunda tarımsal ekosistemlerin ve çevredeki doğal alanların sağlıklı olması ve çeşitliliğin korunarak arttırılması sağlanır. Çeşitliliğin artışı ise sürdürülebilirlik açısından önemli katkı yaratır.

Organik tarım; sürdürülebilir ekosistem, güvenli gıda, iyi beslenme, hayvan refahı ve sosyal adaleti sağlayan bir dizi kurala dayalı bütünsel sistem anlayışı olarak tanımlanmaktadır. Bu yaklaşım içinde hedef, tarımsal üretimin yapıldığı işletmenin olabildiğince kendine yeterli olacak şekilde planlanması ve yürütülmesidir. Sonuçta hem işletme dışı girdilere olan ihtiyaç azaltılacak hem de atıkların yönetimi sağlanacaktır. Üretimin hayvansal/bitkisel dengesi yanında, Pazar ve işgücü koşulları, zararlı-hastalık-yabancı ot yönetimi ve toprak verimliliği gibi birçok faktör göz önüne alınarak zaman ve/veya yer açısından yapılacak ekim nöbeti ile çeşitlilik sağlanabilecektir.

Biyoçeşitlilikle ilgili çalışmalar çoğunlukla koruma altına alma gibi araçlarla doğal ekosistemlere yönelik olmuştur ancak bu alanlar yeryüzünün % 10’unu oluştururken, tarımsal üretime ayrılan kısım % 37 düzeyindedir. Ayrıca, tarımsal üretim, ekosistemdeki birçok türü etkilemekte ve çoğunun yok olmasına yol açmaktadır. Tek veya az sayıda türün üretimine dayalı tarımsal ekosistemlerde gerek çevre gerekse ekonomik sürdürebilirlik düzeyi düşüktür. Üretimi hedeflenen tür dışındaki türler örneğin yabancı otlar zararlı olarak kabul edilip sürekli yok edilmektedir. Organik tarımda ise çeşitlilik esastır ve çeşitliliğin yaratılması ile birçok sorunun üstesinden gelme hedeflenmektedir. Organik tarımda hayvansal ve bitkisel üretim dengesi kurularak ekim nöbeti, ara ziraatı, birlikte ekim gibi birçok araçla işletmede ve ayrıca minimum toprak işleme, malçlama, kompost, hayvan gübresi ve benzeri uygulamalarla toprak altı düzeyde çeşitlilik sağlanır. Organik tarım, yaban hayatı ve tarımsal biyoçeşitliliği, toprak korumayı ve sentetik kimyasal gübre ve tarım ilaçlarının yasaklandığı ekstansif üretim tekniklerinin uygulanmasını bütünsel bir yaklaşımla birleştirir. Organik tarımın benimsenmesi, sadece kuralları ve belli pazar potansiyeli olan bir üretim sistemine geçiş olarak algılanmamalı, biyoçeşitliliğin artışının da ilk adımı olarak kabul edilmelidir. Bu konu hem organik tarım felsefesi hem de verimliliğin sürdürülebilirliği açısından ele alınmaktadır. Organik tarımın ve biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik olarak, koruma açısından öncelikli alanlarda örneğin tür sayısı bakımından zengin meralarda, tehdit altındaki tür sayısının yüksek olduğu yörelerde, sulak alanlarda, koruma altındaki veya tampon bölgelerde organik tarıma geçişin desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.

Organik tarımın biyoçeşitliliğin korunmasına katkısı üç ana grupta ele alınabilir:

1-) Üretim alanının seçimi Ormandan açılarak kazanılan alanlarda organik üretim izni verilmez. Doğadan toplamada ise toplama alanının sınırları belirlenir ve bu alan içinde toplamanın doğal yapıyı bozmaması garanti altına alınır.

2-) Üretim sırasındaki uygulamalar Organik üretimde yerel koşullara uygun tür ve çeşitlerin seçilmesi öncelikle ele alınır. Örneğin köy popülasyonları, sekonder varyeteler biotik veya abiotik stres koşullarına dayanıklılık, aroma, lezzet veya verimde stabilite gibi nedenlerle tercih edilebilmektedir.

Organik ve konvansiyonel tarım işletmelerini tehdit altındaki bitki türlerinin bulunma sıklığı açısından karşılaştırıldığı bir araştırmada, organik işletmelerde tür sayısının hemen hemen aynı düzeyini koruduğu ve 27 yıl önce % 81 olan düzeyin organik işletmelerde % 79’a düştüğü, konvansiyonelde ise % 61 den % 29’a düştüğü belirlenmiştir. Organik işletmelerin lehinde olan bu durumun büyük ölçüde azot kullanımına sınırlama getirilmesi ve herbisit kullanımının yasaklanması sonucu olduğu belirtilmektedir. Organik tarımın faunistik çeşitlilik üzerinde de olumlu etkileri olduğu belirtilmektedir. Solucanlar, artropodlar ve kuşlar gibi faunal grupların incelendiği 55 araştırmanın kırkdokuzunda organik tarım birey sayısı bakımından, tür çeşitliliği açısından da 23 araştırmanın 15 inde konvansiyonele göre daha başarılı daha üstün bulunmuştur. Farkın önemli olmadığı araştırma sayısı ise sırası ile 5 ve 8 olmuştur. Konvansiyonel tarımın olumlu etkisi hiçbir durumda saptanamamıştır.

Günümüzde önemi giderek artan yöreye özgü tür ve çeşitler veya işleme teknikleri, coğrafi işaretleme ve tipik ürün geliştirme ile organik üreticiye katma değer sağlayabilmekte ayrıca gen kaynaklarının korunmasına yönelik önemli işlevi yerine getirmektedir. Organik tarımda genetik yapısı değiştirilmiş organizmalara ön tedbirci yaklaşım nedeni ile ne üretimine ne de girdi olarak kullanımına izin verilmez. Bu açıdan organik tarım gen kaynaklarının kirlenmesini engeller.

Organik tarımda temel ilkelerden biri de doğrudan bitkinin beslenmesi değil toprağın canlılığının ve verimliliğinin uzun süreli olarak sağlanmasıdır. Bu amaçla uygun türlerle yeşil gübreleme, örtü bitkisi yetiştirme, kompost hazırlayarak uygulama gibi toprağın organik madde miktarının artışını sağlayan çok yönlü uygulamalar öngörülmektedir. Organik tarımda toprak verimliliğinin artmasını sağlayan uygulamalar toprağın canlı popülasyonunu da hızla arttırmaktadır.

3-) Üretim alanı ve çevresi Organik işletmeler tarımsal üretimin yanı sıra çevre koruma işlevini de yerine getirmektedir. Avrupa Birliği organik üreticilere bazı koşulları yerine getirdiklerinde çevreyi koruma işlevleri nedeni ile parasal destek vermektedir. İşlenmeden faydalı böceklerin gelişme ortamı olarak yeşil alanların bırakılması veya yeşil çitlerin oluşturulması, arı faaliyetini arttırmaya yönelik çiçeklenen türlerin çit veya aralarda sıra olarak ekilmesi, doğal ekosistemlerdeki çeşitliliğin sağladığı avantajların tarımsal üretimde uygulanması olarak düşünülebilir. Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerdeki organik tarım uygulamalarında doğal peyzaja uyum ve koruma işlevi de ön plana çıkmaktadır. Organik tarım ilkelerini benimseyen ancak farklı yaklaşım sergileyen permakültür üretim sisteminde ise asıl hedef işletmede doğala yakın bir ekosistem yaratmaktır.

Organik tarım, ekolojik, ekonomik ve etik değerlere dayalı temel ilkelerine göre bilinçli planlanıp yürütüldüğünde yukarıda verilen örneklerde görüldüğü gibi işletme içinde ve çevresinde çeşitlilik artmakta, sağlıklı çevre ve sürdürülebilirlik sağlanmakta ve tarımsal ekosistemde bozulan denge yeniden kurulabilmektedir. Sağlıklı bir çevrenin yaratılabilmesi ve yeni pazar olanaklarına ulaşılabilmesi organik tarıma geçişle sağlanacak diğer avantajlar olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak organik tarıma gerek üretim tekniği gerekse Pazar talebi konusunda yeterli bilgi olmaksızın plansızca geçilmesi veya öngörülen uygulamalar yapılmaksızın yürütülmesi durumunda istenen verim, kalite ve gelir elde edilemeyeceği gibi tarımsal ekosistemin dengeden uzaklaşması sonucu beklenen avantajlar ortaya çıkmayacaktır.

Haftanın Videosu

önceki videoları izlemek için lütfen sol üst köşedeki oynatma listesi ikonuna tıklayınız...www.muzikguncesi.com/