Turunçgil Yetiştiriciliğinde Tuzluluk Sorunu

Turunçgiller tropik ve subtropik orjinli olmalarına karşın, ticari anlamda yetiştiricilik, subtropik iklim koşullarında yapılmaktadır ve turunçgil yetiştiriciliğini sınırlayan en önemli faktör, düşük sıcaklıklardır. Turunçgil yetiştiriciliği, genel olarak, yağış miktarının yetersiz ve düzensiz olduğu, maksimum verim kapasitesine ulaşmak için, sulamanın gerekli olduğu bölgelerde yapılmaktadır. Bu bölgelerde tuzluluk, ağaç gelişimini ve verimi önemli boyutlarda düşürmeye yetecek seviyelere kolayca ulaşabilmektedir. Bu sebeple, turunçgil yetiştiriciliğinin yapıldığı bir çok bölgede tuzluluk, yetiştiriciliği sınırlayan en önemli faktörler arasında yer almaktadır.

Turunçgiller, tuzluluğa çok hassas bitkiler grubunda yer almaktadırlar. Bununla birlikte, turunçgillerde tuz toleransı incelendiğinde, türler arasında dolayısı ile, kullanılan ticari anaçlar arasında, özellikle Cl- alınımı, taca taşınımı ve birikimi açısından dikkate değer farklılıklar bulunduğu görülmektedir. Tuzluluğun turunçgil yetiştiriciliğinde yaptığı zararlı etkiler genel olarak, gelişme, meyve kalitesi ve verim üzerine zararlı etkiler olmak üzere başlıca üç ana başlık altında incelenebilir.


Turunçgillerde tuzluluğun zararlı etkileri

Gelişme ve verim üzerine etkiler

Tüm topraklar ve sulamada kullanılan tüm sular suda eriyebilir tuz içerirler. Ancak, özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde, evapotranspirasyonun yıkanmadan çok daha fazla olması sebebi ile, kök bölgesi toprak solüsyonunda suda eriyebilir tuz konsantrasyonu, bitki gelişmesine zararlı olabilecek seviyelere kolayca çıkabilmektedir. Tuzluluğa, özellikle klor ve sodyum toksisitesine oldukça hassas olan turunçgillerde, bitki gelişmesi, bir çok bitkide zararlanmaya sebep olmayacak tuz konsantrasyonlarında dahi, ciddi gerilemeler göstermektedir.

Turunçgillerde, vejetatif gelişme sulama ve sulamada kullanılan suyun kalitesine oldukça bağımlıdır. Bir başka deyişle, su kalitesi ve suyun uygulanma şekli turunçgillerde gelişme üzerinde oldukça önemli bir sınırlayıcı faktördür. Bunun yanında dünyanın turunçgil yetiştiriciliği yapılan bir çok bölgesi, denize oldukça yakın bölgelerdir ve bu üretim bölgelerinde deniz suyunun sulama suyuna karışması sebebi ile tuzluluğa çok hassas bitkiler grubuna giren turunçgil bitkilerinde özellikle Na+ zararlanması görülmektedir.

Vejetatif gelişmenin gerilemesi, genel olarak, toprak solüsyonundaki toplam tuz konsantrasyonu ile, daha doğrusu, ozmotik stres ile ilgilidir. Vejetatif gelişme ve verim artan tuz konsantrasyonu ile yakından ilgilidir. Yapraklarda görülen nekrozlar ise daha çok iyonların toksik etkilerinden ve beslenme düzensizliğinden kaynaklanmaktadır.

Su ve ozmotik stres vejetatif gelişmedeki yavaşlamaya paralel olarak verim düşüklüğüne sebep olmakta, bazı bitkilerde olduğu gibi, turunçgil yetiştiriciliğinde de kontrollu olarak yaratılan su stresi, mevsim dışı çiçeklenme sağlama ve meyve elde etme amacı ile, limon ve laymlarda ticari anlamda avantaj olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak, kontrollü olmayan stres koşulları, yeni çiçeklerin %64 e varan oranlarda dökülmelerine ve ağaç üzerinde mevcut bulunan ürün miktarında azalmalara sebep olmaktadır. Turunçgillerde meyve gelişiminin ilk aşaması olan hücre bölünmesi esnasında ortaya çıkan su stresinin meyve sayısı üzerine olumsuz etki yaptığı, ikinci aşama olan hücre gelişmesi esnasındaki stres koşullarının ise daha çok meyve iriliğini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir.

Meyve veriminin her 1 meq L-1 Cl- konsantrasyonu artışına karşılık ortalama % 1.45 lik düşüş gösterdiği saptanmıştır. Bu düşüş ağaç başına 6 kg lık düşüşe denk düşmektedir. Verimdeki düşüş toprak solüsyonunun toplam tuz konsantrasyonu dikkate alınarak incelendiğinde ise, ECe = 1.2 mmho cm-1 olarak bildirilen tuz zararı eşik değeri üzerindeki her 1 mmho cm-1 lik artışın, verimde % 13.4 lük bir azalmaya sebep olacağı belirtilmektedir. Verimdeki bu azalmalar yapraklarda iyon toksisitesine bağlı semptomlar görülmeden ortaya çıkmaktadır.

Turunçgillerde, tuzluluğun verim üzerine etkisi, meyve ağırlığı ve meyve boyutlarından çok, meyve sayısındaki azalma ile ilgilidir.

Klementin mandarininde üç farklı fenolojik dönemde (I. çiçeklenme ve meyve tutumu dönemi, II. hızlı meyve gelişme dönemi, III. meyve gelişmesinin son dönemi) suni su stresi yaratılarak, yaprak su potansiyeli (y), su stresi integrali (Sy) ve evapotranspirasyon (ET) değerleri hesaplanmıştır. Klementin mandarininde su stresine bağlı verim düşüşlerinin diğer turunçgil tür ve çeşitlerine oranla daha fazla olduğu, verimdeki azalmayı en fazla etkileyen stres döneminin I. dönem olduğu saptanmıştır. I. ve II. dönem daha çok meyve sayısı üzerine olumsuz etkilerde bulunurken, III. dönem, meyve büyüklüğünü etkilemiştir. III. dönemdeki su stresi ayrıca meyve kalitesini olumsuz yönde etkilemiş, ancak kalitedeki bu düşüş önemli düzeylere ulaşmamıştır.

İyon birikimi ve spesifik iyon etkisinin yapraklarda sebep olduğu nekrozlar henüz gözlenmezken, gelişmede gerileme ve verimde düşüşler gözlendiği bilinmektedir. İyonların etkisi, anaçların iyonları taca taşıma durumlarına göre değişmektedir.

Na+ ve Cl- köklerden alınıp sürgünlere taşınmaktadır. Cl- , Na+ a oranla köklerden taca çok daha hızlı taşınmakta, ve yapraklarda Cl- birikimi, Na+ oranla çok daha yüksek olmaktadır. Bu sebeple, yapraklardaki ilk toksik belirtiler, Cl- iyonlarına ait olmaktadır. Na+ ise öncelikle köklerde ve gövdenin yaşlı kısımlarında birikme eğilimindedir. Yaşlı ağaçlarda gövde ve köklerin yaşlı dokuları, Na+ birikimi için kuvvetli “sink” görevi görmektedirler. Na+ konsantrasyonu ancak belli bir seviyeye ulaştıktan sonra yapraklarda birikmekte, bu sebeple, diğer bir çok meyve ağacında görüldüğü gibi turunçgillerde de Na+ toksisitesi yapraklarda uzun dönemde, fakat ani ve hızlı olarak ortaya çıkmaktadır. Cl- toksisitesi yanında bu ani ve hızlı Na+ birikimi, tüm ağacın yaşamını tehlikeye sokabilecek konsantrasyonlara ulaşabilmektedir.

Tuzluluk, yaprak büyüklüğünü ve dolayısı ile, taç hacmini küçültmektedir. Bu etki, yoğun yaprak dökümü ile birlikte görülmekte, zararlanmış ağaçlarda toplam yaprak alanında önemli bir azalma gözlenmektedir.

Tuzluluğun bitkiler üzerinde yaptığı zararlı etkilerin incelenmesinde, toprak solüsyonu Na+/Ca++ oranının bilinmesi oldukça önemlidir. Bir çok bitkinin yüksek Na+/Ca++ oranından ciddi şekilde zarar gördüğü bildirilmiştir. Yüksek Na+/Ca++ oranı, turunçgillerde de zararlanmalara sebep olmaktadır.

Toprak solüsyonundan alınan yüksek miktarlardaki Na+ iyonları, yapraklarda apoplazmik Ca++ ile yer değiştirerek, Na+ iyonlarının sebep olduğu yaprak kenarlarındaki nekrozların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Toprak solüsyonundaki artan Ca++ miktarları, bitkilerde iyon toksisitesinin kontrolünde oldukça önemli bir faktördür. Toprak solüsyonunda, Na+/Ca++ oranı yükseldikçe, daha yüksek miktarlarda Na+ ve Cl- bitki kökleri tarafından alınmakta, ve buradan yapraklara taşınarak yapraklarda nekrozların ortaya çıkmasına ve yaprak dökümlerine sebep olmaktadırlar.

Tuzluluğun turunçgillerde meyve kalitesi üzerine etkileri

Bir önceki bölümde tuzluluğun verim komponentleri üzerine etkileri incelenirken, tuz stresine bağlı olarak gelişen verim düşüşlerinin meyve ağırlığından ve boyutlarından çok meyve sayısı üzerine olumsuz etkilerde bulunduğu bildirilmişti. Bu sonuçlar, meyve ağırlığı ve meyve boyutları gibi önemli kalite özelliklerinin tuzluluktan etkilenmediğini göstermektedir. Benzer sonuçlar, domates bitkilerinde de elde edilmiştir. Domateste belli seviyelerde tuz konsantrasyonları toplam kuru madde miktarını artırmakta ve domates meyvesinin kalitesini olumlu yönde etkilemektedir ve tuzluluğun sebep olduğu verim düşüşleri daha çok meyve sayısındaki azalmalara bağlı olarak değişmektedir. Turunçgillerde tuzluluğun meyve kalitesi üzerine etkileri, meyve gelişmesi ve verimdeki düşüşlerin yanında oldukça minimum düzeyde kalmaktadır.

Tuzluluğun turunçgillerde fizyolojik etkileri

Citrus (Familya Rutaceae) türleri, dünyanın tropik ve subtropik bölgelerinde yetiştirilebilmektedir. Turunçgil yetiştiriciliği, kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde de yapılabilmekte, özellikle bu bölgelerde sulama yetiştiricilik açısından büyük önem kazanmaktadır. Turunçgillerde vejetatif gelişme, tipik olarak generatif gelişme üzerine baskındır. Herdem yeşil turunçgil yaprakları, çevre koşulları uygun olduğu sürece, tüm yıl boyunca CO2 asimilasyonuna devam ederler. Turunçgil yaprakları, kalın, deri görünümlü, koyu yeşil ve parlak bir kutikula tabakasına sahiptir. Stomalar, özellikle yaprakların alt yüzeyinde bulunurlar. Bitki dokuları % 50-90 oranında su içerirler ve aktif gelişme gösteren ağaçların yaprakları, gün içinde kendi taze kütleleri kadar suyu transpirasyon ile atmosfere bırakırlar. Toplam bitki kuru kütlesinin % 95 inden fazlası, karbonlu (C) bileşiklerden oluşmakta, tüm bitki gelişimi ve verim, bitkinin karbon rezervlerinin kullanımı ile ilgilidir. Atmosferden alınan CO2 nin fotosentetik asimilasyonu (A), bitki sistemine giren karbonun tek kaynağıdır ve bitkilerde, A ve transpirasyon (E), bitkinin stoma geçirgenliğine bağlı olarak gelişmektedir.

Gaz alışverişi, yaprak su içeriği, fotosentetik aktif radyasyon (I), CO2 kısmi basıncı, nem, sıcaklık, yaprak yüzey koşulları ve bitki büyüme düzenleyicilere bağlı olarak değişmektedir.

Bir çok araştırıcıya göre, birim yaprak alanı başına net fotosentez oranı, yaprak mezofil hücrelerinin hacmi ile negatif ilişki içindedir. Diğer bir grup araştırıcı ise, net fotosentez oranının mezofil hücrelerine bağlı olmadığını ve tamamen metabolizma ile ilgili olduğunu savunmaktadırlar.

Gaz değişim kapasiteleri ile ilgili olarak, turunçgil yapraklarının şu özellikleri özetlenebilir:

(a) Oransal olarak düşük CO2 asimilasyonu

(b) Düşük stoma geçirgenliği

(c) Düşük CO2 mezofil geçirgenliği

(d) Gaz değişim akıntısı ile bırakılan O2 yi takiben, yüksek CO2 asimilasyon oranı

(e) A ve E nin döngüsel salınımları yaklaşık 20-40 dakikada bir gerçekleşmektedir.

Belirtilen bu karakteristik özellikler günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

Su fazlalığı (zayıf drenaj), hava kirliliği ve su stresi yanında tuzluluk da gaz alışverişi üzerine olumsuz etkiler yapan önemli çevresel stres faktörleri arasında yer almaktadır.

Stoma geçirgenliği ve birim yaprak başına CO2 asimilasyonu, artan tuzluluk ile azalmaktadır.

Tuz stresi sonucunda stomaların kapanması, CO2 asimilasyonu için gerekli olan mezofil kapasitesini düşürmektedir.

Kloroplastların CO2 fiksasyon kapasitelerinin düşmesi, stomaların kapanması için bir sinyal görevi görmektedir.

Tuz stresi, kloroplast metabolizmasını ve stoma hücrelerinin fonksiyonlarını aynı anda fakat birbirinden bağımsız olarak bozmaktadır.

Toprak solüsyonunda konsantrasyonu artan tuzlar (özellikle Na+ ve Cl- ) toprak solüsyonu ozmotik potansiyelini düşürerek bitkilerde ozmotik strese sebep olmakta, ozmotik stres sonucunda stoma geçirgenliğinin (gs) düşmesi, bir başka deyiş ile, stoma rezistansının (Rs) artması sonucunda gaz alışverişi düşmektedir.

Turunçgil yapraklarında, konsantrasyonu artan Na+ ve Cl- konsantrasyonları da net CO2 asimilasyonu (A) üzerinde olumsuz etkilere sahiptirler. Tuzluluğun fotosentez üzerine yaptığı etkiler oldukça karışık bir mekanizma sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Turunçgillerde tuz toleransı

Bitkilerde tuz toleransının belirlenmesinde, bitkide tuz zararının başladığı eşik değerinin ve bu değer üzerine eklemeli olarak artan birim EC başına görülen (%) verim azalmasının bilinmesi gerekmektedir. Tuzlu koşullarda bitki verimi şu eşitlik ile verilebilir:

Yr = 100 - b (Ece - a)

Turunçgillerde genel olarak, tuz zararı eşik değeri (EC) 1.4 dS m-1 dir ve birim (EC = 1dS m-1) artış başına verimde % 13 lük azalma olduğu bilinmektedir.

Tuz zararı eşik değeri ve birim tuzluluk artışı başına verimdeki % azalma miktarlarının verildiği bir çok çalışma mevcuttur. Bu çalışmalara göre, bu değerler: [eşik değeri & verimdeki % azalma] şeklinde şu şekilde kısaca özetlenebilir:

Troyer sitranjı üzerine aşılı Valencia portakalında [0.9 & 11.8]; Turunç üzerine aşılı Shamouti portakalında [1.7 &12.4]; Turunç üzerine aşılı Verna limonunda, [1.5 & 10.5]; Kleopatra mandarini üzerine aşılı Verna limonunda, [2.1 & 13.7]; Macrophylla anacı üzerine aşılı Verna limonunda ise, [1 & 14.2] dir.

Tuzluluğun problem olduğu üretim bölgelerinde, turunçgil anaçlarının taç mineral madde bileşimi üzerindeki etkileri, özellikle klor ve bor toksisitesinin taç gelişimi, verim ve meyve kalitesi üzerine yaptığı zararlı etkilerin azaltılması açısından büyük öneme sahiptir. Örneğin; Kleopatra Mandarini ve Rangpur Laymı üzerine aşılı çeşitler, tuzluluğa karşı tolerans kazanırlarken, Turunç üzerine aşılı çeşitlerde tuz toleransı azalarak “orta tolerans” sınıfına girmekte, Üçyapraklı ve melezlerine aşılı çeşitler ise, tuzluluğa hassasiyet göstermektedirler.

Turunçgil anaçları, Na+ ve Cl- iyonlarını bitki bünyesine alma ve taşıma özellikleri bakımından oldukça farklı özellikler göstermektedirler. Turunçgil anaçları Na+ ve Cl- iyonlarını taca taşıma durumlarına göre sınıflandırılmışlardır. Bu sınıflandırmaya göre, en az iyon taşıyan anaç 1. numaralı anaçtır.

Turunçgil anaçlarının taca Cl- iyonu taşıma durumları

1. Sunki mandarini C. reticulata (Blanco)
2. Altıntop C. Paradisi (Macf.)
3. Kleopatra mandarini C. reticulata (Blanco)
4.Chinese Box Orange Severina buxifolia (Poir.) Tenore
5. Rangpur laymı Citrus Hibrit
6. Tangelo Sampson C. paradisi X C. reticulata
7. Kaba limon C. jambhiri (Lush.)
8. Turunç C. aurantium (L.)
9. Pomkan mandarini C. reticulata (Blanco)
10. Citrumelo 4475 P. trifoliata X C. paradisi
11. Üçyapraklı Poncirus trifoliata (L.) Raf.
12. Küba şadoğu Citrus Hibrit
13. Tatlı limon C. Limon (L.)
14. Kalamondin C. reticulata var. austera X Fortunella spp.
15. Tatlı portakal C. sinensis (L.) Osbeck.
16. Tatlı laym C. aurantifolia (Christm.) Swing.
17. Savage sitranjı P. trifoliata X C.sinensis
18. Alemow C. macrophylla (Wester)
19. Rusk sitranjı P. trifoliata X C.sinensis
20. Troyer sitranjı P. trifoliata X C.sinensis
21. Carrizo sitranjı P. trifoliata X C.sinensis

Turunçgil anaçlarının taca Na iyonu taşıma durumları

1. Turunç C. aurantium (l.)
2. Kleopatra mand. C. reticulata (Blanco)
3. Rusk sitranjı P. trifoliata X C.sinensis
4. Kaba limon C. jambhiri (Lush.)
5. Rangpur laymı Citrus Hibrid
6. Tatlı portakal C. sinensis (L.) Osbeck.
7. Küba şadoğu Citrus Hibrit
8 . Savage sitranjı P. trifoliata X C.sinensis
9. Citrumelo 4475 P. trifoliata X C. paradisi
10. Troyer sitranjı P. trifoliata X C.sinensis
11. Sunki mandarini C. reticulata (Blanco)
12. Altıntop C. Paradisi (Macf.)
13. Tangelo Sampson C. paradisi X C. reticulata
14. Pomkan mandarini C. reticulata (Blanco)
15. Kalamondin C. reticulata var. austera X Fortunella spp.

Turunçgil Yetiştiriciliğinde Tuzluluğa Karşı Alınması Gereken önlemler

Sulamanın zorunlu olduğu tarım arazilerinde, tuzluluk problemi gün geçtikçe önemini artırmaktadır. Dünya genelinde yaklaşık 230 milyon Ha. alanda sulama yapılmakta ve bu alanın üçte birinde tuzluluk problemi yaşanmaktadır. Bitkilerde tuz stresine sebep olan suda eriyebilir formdaki tuzlar, kayaların bünyesindeki primer minerallerin fiziksel parçalanma ve kimyasal ayrışımları sonucunda açığa çıkarlar. Ancak tuzluluk problemi daha çok tuzların ayrıştıkları yerlerden sular aracılığı ile taşınıp düz ve alçak yerlerde birikmeleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde, yağış ve yıkanmanın az, buharlaşmanın ise fazla olması sonucunda, topraklarda tuz birikimi meydana gelmekte, sulama suları, yeraltı ve yer üstü suları, topoğrafik yapı, toprak yapısı, düzensiz sulama, aşırı gübreleme ve yanlış toprak işleme uygulamaları gibi bir çok faktör topraklarda tuzluluk probleminin oluşmasına sebep olmaktadır. Bölgenin yağış, sıcaklık ve evaporasyon gibi iklim özellikleri ile toprağın permeabilite ve infiltrasyon kapasitelerine bağlı olarak, kullanılan sulama suyunun kalitesi, tuzlu ve alkali toprakların oluşumunda oldukça önemli bir rol oynamaktadır.

Topraklarda tuzlanmaya sebep olan tüm bu faktörlerin yanında, özellikle killi, permeabilitesi düşük ve su tutma kapasitesi yüksek topraklarda, deniz suyunun sulama suyuna karışması da bitkilerde tuzluluk probleminin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Akdeniz ülkeleri gibi kıyı şeridinde yoğun tarım yapılan ülkelerde, deniz suyunun sulama suyuna karışması, özellikle ortalama yağış miktarının azaldığı son yıllarda sulama sularının tuzlanmasına ve önemli verim ve kalite kayıplarına sebep olmaktadır. Ülkemizde de Satsuma mandarini yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı İzmir iline bağlı Gümüldür ve çevresinde de deniz suyunun sulama suyuna karışması, önemli tuzluluk problemlerinin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Yaz aylarında, Satsuma mandarininin su gereksimi artmakta, turizminde yoğun olarak yapıldığı bölgede, bu aylarda yer altı su kaynakları hızla kullanılmaktadır. Özellikle yaz aylarının sonuna doğru, yağış azlığı sebebi ile yer altı su kaynakları beslenememekte ve sürekli kullanım sonucunda, deniz suyu girişi olmaktadır. Bu dönem, Satsuma mandarini için en kritik döneme rastlamaktadır.

Turunçgiller, tuzluluğa çok hassas bitkiler grubunda yer almaktadırlar. Bir çok bitki için zararlı olmayacak kadar düşük tuz konsantrasyonları, turunçgil ağaçlarında oldukça önemli zararlı etkilerde bulunmaktadır. Tuzluluğun bu zararlı etkileri, vejetatif gelişme üzerine zararlı etkiler ile meyve verim ve kalitesi üzerine zararlı etkiler olmak üzere başlıca iki ana başlık altında incelenebilir. Bununla birlikte, tuzluluğun, net fotosentez miktarı ve transpirasyon oranı gibi gaz alışverişi ölçütleri üzerinde yaptığı zararlı etkiler de direkt olarak ağaç gelişimi ile meyve verim ve kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Ciddi tuzluluk sorunu bulunan arazilerde turunçgil yetiştiriciliği önerilmemekle beraber, bu sorun karşısında uyulması gereken kurallar aşağıda verilmiştir:

Özellikle taban suyu yüksek ya da hareketli olan bahçelerde mutlaka toprak altı drenajı sağlanmalıdır.
Malçlama yapılmalı ya da bitki kalıntıları toprak yüzeyinde bırakılmalıdır. Böylece buharlaşma ile topraktan su kaybı azaltılır.

Sulama sık sık (2-3 günde bir) yapılmalı ve her sulamada mümkün olduğunca az su verilmelidir.
En iyi sulama yöntemi damlama sulamadır. Kurulum maliyeti yüksek olmakla beraber az su tüketimi sebebiyle ekonomiktir.

Düşük tuz içeren gübreler kullanılmalıdır. Bu gübreler daha pahalıdır ancak tuz zararının azaltılması için önemlidirler

Aşırı gübrelemeden kaçınılmalı, gübreleme az miktarlarda ve sık sık yapılmalıdır, verilecek toplam miktar tüm sulama dönemine yayılmalıdır.

Potasyumun tuz zararını azaltıcı yönde önemli etkileri vardır. Bu sebeple verilecek potasyumlu gübre miktarı aşırı birikime sebep olmayacak oranda bir bitki besleme uzmanına danışılarak artırılmalıdır.

Cleopatra mandarini turunçgil anaçları içinde tuzluluğa en dayanıklı olan anaçtır. Ancak diğer özellikleri sebebiyle tercih edilen bir anaç değildir. Özellikle Ege Bölgesi’nde yaygın olarak kullanılan Troyer anacı Üç yapraklı anacına oranla tuzluluk problemine karşı daha dayanıklıdır. Bu sebeple yeni kurulacak bahçelerin bu anaç üzerine kurulması önerilmektedir.

Topraktan tuz kaldırdığı bilinen, turunçgil yetiştiriciliği açısından herhangi bir riske sebep olmayacağı uzman görüşü alınarak doğrulanan bazı bitkilerin (örneğin semizotu) sıra üzerine ekimi ve erken dönemde sökülerek kök bölgesindeki fazla tuzun kaldırılması.

Haftanın Videosu

önceki videoları izlemek için lütfen sol üst köşedeki oynatma listesi ikonuna tıklayınız...www.muzikguncesi.com/